Alper Yilmaz’s State of Jam @60m2
Serhan Erkol, Saxes
Can Cankaya, Keys
Ekin Cengizkan, Drums, Electronics
Alper Yilmaz, Bass, Electronics
A composition of mine. Released from Berklee College of Music, Professional Writing and Music Technology Division, Electronic Production and Desing Department
2012
Live @ Jazz Standart
Gerald Clayton (p)
Joe Sanders (b)
Marcus Gilmore (dr)
23 03 2012
Mike Moreno @ Jazz Gallary
Ted Poor on Drums
Gecen gun,
Yeni oda arkadasim, Glen, 49 yasinda baskalari icin yaptigi sanat yerlestirmelerinden oturu mutsuz. 20 sene once NY’a yerlesmis, mimarlik ve ardindan sanat yuksek lisansi okumus. Su an Williamsburg’de ufak sayilabilecek bir odada tum mal varligi ile oturuyor. Elinden herseyin gelebilecegini soyluyor. Yaptigi is ise oldukca eglenceli gozukuyor bana kalirsa. Zengin New Yorklularin evlerine yerlestirmeler yapiyor, sanat galerilerine gidip gelen sanat eserlerini “usulune” uygun olarak paketlerinden cikartip, mekana gore yerlestirmeler yapiyor. Sergi bittigi zaman tekrar kutulama, paketlemesini yapiyor. Geldigi yere yolluyor. Bir hayli yuksek paraya calistigini dusunmuyorum. Ama 20 senedir NY’ta yasadigina gore idare edebilecek durumda.
Gecen gun dedigim, 2 gun once bugunden. Gecmis olmus. Sabah mutfak rastgele karsilastik Glen ile. Ben yumurta hazirlamayi planliyordum, mantarli vs. Koca bir tavada hazirladigim yumurta ve kahveyle 2,5 saat muhabbet ettik. 9/11’I sordum, nasildi, burada ne yaptiniz, kimler ne dedi. Turkiye’ye yansimayan seyler soyledi. Muhtemelen butun bu bilgiler Youtube vs kanallarinda soylentiler halinde. Ancak cok komik, bu ulke. TV, yalanlardan ibaret. Medya, sacmaliklarla dolu, haber kanallarinda eglenceden haberlerinden baska birsey yok. Yine de Amerika’nin yasamaya deger bir ulke oldugunu soyluyor. Baska yerlere gitmis mi acaba?
Bazen kendimi sansli goruyorum. Sokaktigi karsilastigim insanlarin nasil burada yasamayi karsilayabildiklerini, ne islerle ugrastiklarini hayal ediyorum. Edemiyorum, kiralari dusunemiyorum. Bazen bu sehirde yasamadigimi sadece teget gectigimi dusunuyorum. Yeterine ugrasmadigimi ve burayi gorebilmek icin baskalarinin ne kadar calistigini dusunuyorum. Istanbul da pek farkli degil bana kalirsa tabi ki.
9/11 oldugu gun bir arkadasiyla ayni anda hem pencereden hem de televizyondan olayin goruntulerini izlemis. O gun tum sehir bir chaos halindeymis. Tum guvenlik guleri oraya gidip kontrolu saglamaya calismis. Dolayisiyla sehrin baska taraflarinda bu sefer insanlar topluluklar halinde gezmeye baslamis. Birkac gun bu boyle surmus. 2 kuleye ucak carpmadan once, soylentilere gore kulenin dibinde devasa bir delik acilmis. Ve her taraftan da gorulen daha ilk carpma olmadan once ikiz kuleler etrafinda olan binalarda ve kulelerin altlarinda patlamalar gorulmus. Isin ilginci, hic bir yerde ceset parcalari gozukmuyor. Her sey toz icinde, toz altinda. Her tarafta kemik parcalari, etsiz. Kuru. O gunun olacagini biliyorlar ve hala olmasina izin veriyorlar. Dahasi, kendileri planliyor bunu zaten, ya da muhtemelen buyuk bir parcasina maddi destek oluyorlar.
Kimler?
Pearl Harbour’in olacagini da biliyorlarmis. 50 yil sonra ancak kabul etmisler bildiklerini ve olmasina izin verdiklerini. Kimse agzini acmasin, savasin cozum olacagina inanan insanlarin askere yonlenmesini saglamak icin. Kocaman bir milliyetci, radikal ve sag goruslu toplum yaratmak icin birebir. Kimse de sorgulamamis. 50 yil sonra gercekler aciklandiginda da cogu insanin dedesi icin “tuuh, vah vah…” vs demesi ulkeyi daha iyi bir yere getirmemis keza. Zaten, kimse daha iyi bir yere getirmeyi ya da gelmeyi dusunmuyor bu sokaklarda muhtemelen.
Para.
Amerika’daki okul sistemini, yani ilk, orta, yuksek okul sistemini, yururluge geciren kisi Rockafellarmis. Muhtesem okullarin yaraticisi, bu sistemi yaratan duzenleyen planlayan sahane birey. Dusunen bireyler yaratmak degil tabi ki derdi, birey yaratmak da degil, boyle bir toplum yaratmak amac.
Kanun
Amerikan yasasinda soyle diyormus, “her insan mutlulugun pesinde calisan bireylerdir”. Komik tinlamiyor mu? “a person is a human being in persuit of happiness”
Ne garip, mutluluk pesinde olan insanlar olmak, insani kendi mutlulugunu sorgulamaya itiyor. Adamlarin kanununda bu var. Okullarinda egitim boyle isliyor. Ne garip bir yer burasi.

Bu konuyla gercekten de ilintili oldugunu dusundugum birsey daha…
Gecen gun, Selen’le bir telefon gorusmesi yaptik. Onla New York’ta ayni odada kalirken oturdugumuz mahalledeki Hasidik’leri garipsedim baya. Tanimadigim ve hayatimda ilk defa karsilastigim. Dun ise, telefonda konusurken “haydi, yatmam lazim artik!” dedik ve son 50dakikayi da New York’taki cesitli degisik insan tiplemeleri ve kulturleri, Hasidik’ler, Almanlar, Israilliler, Turkler, Muzisyenler, Jazz, Blok koseleri barlari hakkinda tartisarak iyi geceler diledik. Ben de Trader Joes’da alisveris yaptim. Bir ara yazilasi…
Oz Noy
playing “Giant Steps”
@
55 Bar
With
Jeff “tain’ Watts - Drums
John Patitucci - Bass
Koskoca yeni eve gecildi, Subat’in 1’inde.
Subat 1’de Selen Berlin’e dondu. Ama ne donus. Nakit para verebilmesi gerektigini dusundugumuz ve Jersey’deki Newark International Hava Limaninda sayisinin cok olmadigini tahmin ettigimiz zavalli Chase ATM’i bulduk. Para cekelim dedik. Yolculuk oncesi gerekli olur vs. diye. Cekecegimiz paranin yarisini acimasiz ATM’in ellerine kaptirdik. Bir guzel. Selen’in ucaga binmesine birkac dakika var. Internet uzerinden Chase’i aradik, kredi karti numarasi sordu, GAranti Bankasini aradik, ulasamadik. Havalaninda bir temsilci bile bulamadik. Haydi bankayi gectim, havalaninda kapilara yonelmeden once oturup bir kahve icebileceginiz bir yer bile yok. Sanirim, Jersey’i hava alani “business”indan uzaklastirmanin bir yolu. Bu sebeple ucaklar ucuz. Kimse gitmiyor… Paran varsa yasadin, yoksa sefilsin, olmayan parani da kaptirirsin boyle.
Olsun ama, Crown Heights’tan Jersey’e baya kolay gittik. Eglenceliydi de, Amerika’daki ilk tren seyahatimi Selen’le yapmis oldum. Oraya gitmenin baska yollari da var tabi, ama en kisa ve dertsiz yolu buydu. Gidince bir kahve icer vedalasiriz diye ummaktaydik.
1 Subattan once, Selen 1 ay boyunca benimleydi. Koskoca 1 ay. New York’taki yeni eve o gelmeden 2 hafta once tasinmistim. Tam yeni yildan 1 gun once, 30 ocakta geldi. Muhtesem New York metro hatlari sayesinde tam anlamiyla karsilamaya 50dk gec gittigim gun. Neyse ki, ayin devaminda boyle seyler basimiza gelmedi.
Dahasi, kaldigimiz evde bir kopek vardi. Chow ve German Sheppard karisimi birsey. Rex. Rex son derece tatli bir hayvan ve kil topu. Odayi temizlemek temizlememek birsey farketmiyordu. Bir kac saat sonra yine heryer tuy kapli. Bir zaman sonra alistik.
Selen geldiginde, sol kolumda bir kasinti basladi. O gelmeden once aldigim bir cikulata sebep oldu saniyordum. Pek degilmis ki, giderek artti. Hatta Selen’in de bazi yerlerinde cikmaya basladi. Endiselendik. Muhtesem ev sahibimiz bize yardim etmektense fikir vermeyi tercih etti, “belki de disaridan bir yerden pire, bit, bedbug vs.” getirdiniz. Dedi… Oda arkadasimiz vardi, Peter… Kendisi de birazdan kasintilarla bogusacagindan haberi yoktu tabi ki. Ustelik, ulakalikta da yarisilmiyor. Bir kac gun sonra… “hey, guys.. I’ve got bitten last night…”
Dogum gunum, muthis gecti. Once, simarikligin tavanina vurduk. Barbossa, yemekler nefisti. Barbossa, bir Brazilian yemekcisi. Tatliyi baska yere sakladik. Kucuk bir cafe bulduk. iki espresso ve elmali turta aldik. Guzeldi. Sonra da Stone’a gidildi. Uri Caine’in muhtesem performansiyla karsilastik. O gece gercekten cok guzeldi.
Ev sahibinim kiz arkadasinin aysonuna dogru bir kac gun oncden gelecegini biliyordum. Ama 10 gun onceden gelmesini beklemiyordum dogrusu. Tum calisma ortami degisti tabi birden. Odasina gerekli esyalarimi koymustum, en azindan kucuk kucuk calisabiliyordum. “Bu oda, kilitli kalmaliydi!!” dedi, yuzumuze bile bakmayarak. Muhattap mi almiyordu, muhattabi ben degildim ki zaten.. Bir turlu isinamadik kendisine, su an yuzunu bile hatirlamiyorum. Boyle de ilginc bir deneyim.
Evin kendisi eglenceliydi ama. Diyebilecegim birsey yok.
Selen’in dogum gununde, Pina’yi izledik. Baska bir gosterimi yoktu. O yuzden 2 gun oncesinde ben kutladim. Pina oncesinde Spanish yemekcisine gittik. ALTA.. Nefisti. Ardindan, New York’a ilk geldigimde aldigim, Sicilya dondurmacisina goturdum. Kisin dondurma yemek de enteresandi. Yemis olduk. Esas dogum gununde ise Becca Stevens ve Alan Hampton konseri izledik. Kendisine aldigim kayit cihaziyla ilk kaydini yapmis oldu. Sonrasinda Selen’in Berklee’den arkadasi Haeyoung ile guzel bir Italyan yemekcisine gittik. Konser oncesi gittigimiz Diner’da yediklerimizin ustune iyi geldi. Konser yeterince uzundu, sindirmeye yetecek kadar vakit vardi tabi ki.
Pina muhtesemdi ama. Pina Bausch’u Wim Wenders cok kendine ozel bir bicimde yansitmis. Sanirim, belgesel/biografi’den once baska gorsel ziyafet idi.
Practice ettigim studyo hala ayni yerde! Bir metroyla gidebiliyorum yine de. yurume mesafesi biraz artti. Ama olsun. Calisabiliyorum, hem bu sefer, kendi kayit ekipmanlarim da orada. Daha iyisi ne olabilirdi ki?
Degil mi…
New York, daha ne kadar bilmiyorum. Cok degil.
Dun 20li yaslar bitti. 30lu gunlere girildi. Denileni merak ediyorum. Nasil birsey. Derler ki, cozulme rahatlama, kabul etme, algilama hissedilir bu yaslarda. Verim artar.
Merak boyle birsey. Yeni yasima heyecanliyim…
Selen, dogru yere parmak basmistir umuyorum!
=D
Uri Caine Ensemble playing Mozart, Mahler and Gershwin
Uri Caine (piano) Ralph Alessi (trumpet) Jim Black (drums) John Hebert (bass) Chris Speed (clarinet) and special guests
Nir Felder…Guitar
Frank LoCrasto…Keys
Chris Morrissey…Bass & Voice
Shawn Pelton…Drums
Mark Guiliana…Drums
Jeff Taylor…Vocals